Boncuklar, kumaşlar, teller, inciler, zincirler, kurdeleler, danteller, düğmeler... El becerisi adına her şey burada... Umarım okumaktan zevk alırsınız.
RSS

Pazar, Ekim 10

Ve Başka bir Cennet: Dubrovnik

Evet artık Hırvatistan'dayız. Gemimiz sabahın erken saatlerinde, Franja Tudmana Asma Köprüsü manzarası altındaki limana demir attı. Kim takar turları biz kendimiz gezeriz diyerek karaya ilk adım atanlardan olduk. Biraz yürüdükten sonra şehir merkezine hatırladığım kadarı ile 3 euroya götüren otobüslere bindik. Yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuktan sonra şehir merkezine geldik. Burada bizi bu güzel led ekran karşıladı. Adı Özgürlük Anıtı imiş... Görüntünü gün içinde güneşin denize yansımasına göre değiştiğine de şahit olduk.

Surlara doğru ilerleyince karşınıza Pile adlı giriş kapısı çıkıyor. İçeriye doğru girince kendinizi bir karnavalda gibi hissediyorsunuz. Trampetler, korsanlar, papağanlar ve Orta Çağ'dan beri ayakta kalmış yapılar.


Size teker teker şu manastıra girin, şu cami gibi şeyi gezin, şu sütuna bakın, şunu yapın burasını da gezin diye teker teker anlatmayacağım. Çünkü vaktiniz var. Burası o kadar da büyük değil. Her sokağı teker teker gezin. Tadına vara vara...
Bu sırada da nerede balık yemek isterim diye karar vermeye çalışabilirsiniz. Birkaç küçük müze var. Buralara da girin. Kafka müzesi, 1991'de ölenlere adanmış olan müze gibi...

Sahil tarafına geçip ada turlarına katılın. Bütün gün süren turlar olduğu gibi bir saatlik turlar da var. Buranın halkı, adalardan Lokrum adasının güzelliklerini öve öve bitiremiyor. Vaktiniz varsa oraya da gidin derim. Bana bir saatlik tur da yeter derseniz. Dubrovnik'in bu güzel manzarasını kaçırmamış olursunuz derim.
Gelelim alışverişe... Tişört, takı gibi klasik hediyelikler tabi ki mevcut. Aklımdayken söyleyeyim. Burada euro geçmiyor. Kuna diye kendi paraları var. Ve 1 euro 7 kunaya denk geliyor. 2 kişilik bir balık çeşitlemesinin fiyatı 150 ila 300 kuna arasında. Yediğiniz yere göre değişiyor. Ama şunu demeliyim. Tadı muhteşem. Burada mutlaka balık yemelisiniz. Bazı yerlerde Türkçe menüler de var. Haberiniz olsun. Size kolaylık.

Her köşede el emekleri örtüler, danteller satan kadınlar var. Ayrıca meydanların birinde bir de pazarları var. Cumartesi gününe mi özgü yoksa her gün mü bilemiyorum. Pazarın tam ortasında bir çeşme var. Çeşmede de şehrin barbarlardan nasıl kurtarıldığını gösteren kabartmalar var. Bunları fotoğraflamaya çalışırken buranın yerlisinin bize pek nazik davranmadığını da belirtmeliyim. Çeşmeye biraz yaklaştık diye yaptılar sanırım ama onlar çeşmenin kenarlarına oturuyorlardı. Bir anlam veremedik yani.. Yaşlı teyzeler, ne yapalım...

Ve Dubrovnik'in klasik fotoğrafı...

Bu fotoğrafı çekmek kolay değil önce onu belirteyim. Etraf tamamen dağlık. Çok dik yokuşlar ile çıkılan Arnavutköy'deki evlere benzeyen yerler var etrafta. Sehrin merkezini gezdikten sonra daha da ne yapabiliriz? Diğer taraflarda ne var acaba? diye merak edince motosiklet kiralamaya karar verdik. 30 euroya iki zamanlı bir motor kiraladık. Hani şu korkunç ses çıkaranlardan. Aracımızla şehrin her tarafını, limanı, Babin Kuk denilen daha çok hotellerin ve plajların bulunduğu turistik yerleri gezdik. Bosanka diye tabir edilen ve eski şehri uzaktan görebileceğimiz yere doğru yol aldık. Ama ulaşmak o kadar da kolay olmadı. Yollar tek şerit. Ve gerçekten çok kötü. İki zamanlı motor da eşim ve beni o yokuşlarda kaldıramadı. Yine de yılmadık. Bosanka'ya kadar çıkamadık ama oraya yakın bu alan bize istediğmiz manzarayı sağladı. Motor kaskım tam kafama oturmadığı için sürekli arkaya düşüyordu. Aşağıdaki fotoğraftaki tuttuğum gibi yol boyunca onu tutup bir taraftan da haritada nerede olduğumuzu anlamaya çalışıyordum. Ama bu manzaraya değerdi...
Aşağıya inmek daha kolay oldu tabi ki. Ama en iyisi surların yanından motor ile gezmekti. Çok büyük bir zevk. Onu da yaptık şunu da derken hala vaktimiz vardi. Biraz daha eski şehirde dolaşalım. Sahil tarafına doğru yürüyelim derken karşımıza Hırvatlar'ın ünlü teknesi "Karaka" çıktı.

Ve bir anda etrafta gayda sesleri yankılanmaya başladı. Smokinli beyler, süslü ve büyük şapkalı hanımlar her tarafta belirdi. Sonradan anladık ki İskoç Sosyetesi karakada bir davet veriyormuş.


Sahil tarafından şehre giriş tarafındaki tuvaletlere mutlaka girin. Alaturka bu tuvalet bu fotoğraftan anlaşılmasada bir metrekarelik bir alanı kaplıyor.

Ve dönüş zamanı... Belediye otobüsleri ile çok ucuza geri dönebilirsiniz. Sadece hangi numaraların limanın önünden geçtiğini öğrenin. Limana geldiğinizde sizi de bu manzara karşılayabilir.Güneşin batışı bile Dubrovnik'tn daha da güzel sanki...